içerik

29 Mayıs 2012 Salı

Eee Çok Beklettik :)

Geldiiikk...
Konya'da dünyaya gelen Emir Dirar artık evinde, İstanbul'da. Tam tamına 44 günlük olan minicik oğlumuz abiş oldu :) Konya'da gerek kalabalıktan gerekse kafamı toplayamadığımdan buraya yazmayı hep erteledim. Emir Dirar'dan haber bekleyenleri çok beklettiğimin farkındayım. O nedenle geçen zamana dair hızlı bir fotoğraf turuyla başlayayım dedim.


Zaten duygularımın tavan yaptığı dönemdeyken, Hatice ablamız taaa Eskişehir'den geldi Emir Dirar'ı görmek için. Hatice odadan içeri girdiğinde ikimiz birden ağlamaya başladık :'(
"Anne kokuyosun sen" sözleri ben de gözyaşlarını sel etti...
Canım Haticem iyi ki geldin, iyi ki gördüm seni. İnşallah İstanbul'a da gelirsin. Hem sen gelinceye kadar çoook değişecek tipimiz ablası :)



Tabi Meryem ablamız hep bizimleydi. Sık sık gelip kokladı Emir Dirar'ı. Hem de ne koklamak. İddiasına göre yatağında bile bu koku varmış :)


Bizim küçük ailemiz...
Babamız maalesef 15 gün sonra İstanbul'a dönmek zorundaydı :( Benim için çok zordu O'ndan ayrılmak. Çok ama çok ağladım. Dedim ya duygular tavan yapmış, kısmen de olsa "lohusa sendromu" durumları işte, naparsınız :) Kısmen diyorum çünkü evdeki curcunadan ne sendrom kaldı ne de kaygı :) Sağolsunlar gelen gidenler, tebrik ziyaretleri vs. derken öyle kendimi dinlemeye vaktim olmadı :)


Emir Dirar'ın biricik dayısı...
Nedense dayımızın her ziyaretinde kıyametleri kopardık, ağladık, çığlıklar attık. Bende hemen dayısının kucağına verip " ay sen bi oku bunu nolur"yaptım ;) Her seferinde işe yaradı ve huysuzluğumuz geçiverdi çok şükür. Allah razı olsun canım abim.


Yine çok uzaktan Niğde'den gelen bir ciğer paremiz, Feyzan teyzemiz. Canım ablam kısacık ziyaretinle hepimize moral oldun. Emir Dirar teyzesine bazı yaramazlıklar da yaptı :) Meryem ablamız da şahit oldu bu komik anlara. Dediğine göre yıllar sonra bile kullanacağı bir koz olmuş:)) Eyvaaah... :)


Gelelim Abdullah'a...
Kuzenini fazla fazla seven (!) Abdullah Konya'da olduğumuz süre boyunca (1 haftalık Akşehir ziyareti hariç) en büyük heyecan sebebimiz oldu. Zira Emir Dirar uyurken, uyanıkken, ağlarken, susarken, kucaktayken, yatarken... kısacası her an yanında olmak, dokunmak, hatta kucağına almak için HERŞEYİ yaptı :) Mesela Emir Dirar ağladığında hepimizden önce Abdullah koştu! Dolayısıyla onu durdurmak için herkes koşmaya başlıyordu. " kürdan ayaklı" dediği kuzeninin bir an evvel büyüyüp ona abi demesi, beraber parka gidebilmek için sabırsızlıkla beklemeye başladı şimdiden.


Keşke Elif'i yanımda getirebilseydim.
 Mükemmel ablalık yaptı oğluma, bana da ciddi yardımcı oldu. Hem okul hem dershane derken posası çıkmış olsa da her dediğimi yaptı sağolsun Elif ablası. Ben de ona 40 günlük bir eğitim verdim ;) Elifciğim anladın sen onu teyzecim :)


Eda Eda Eda...
Ne desem boş seni anlatmak için. Tanımayan biri için Eda çok soyut bir kişilik, masalsı bir çocuk, gerçek olamayacak kadar absürd bir şahıs. Ama gerçek ve benim küçük cadım :)
Zaman zaman "Emir, seni yemek istiyorum" sözlerini gerçeğe dönüştürecek diye çok korktum. Sağolsun Eda kucağında ev turları yaptırarak çoğu zaman sakinleştirdi minik yavrumuzu. Bir de kirli bezleri atabilseydi :)
Edacığım onlar yumurta değil kirli bez torbalarıydı teyzeciğim.


Anneannesinin bir tanesi, küçük herifi, DODDİLİSİ...
Anneannemize ne kadar teşekkür etsek azdır.
Şu kadarını söyleyeyim; sabah 6-8 arası tutan anlamsız ağlama krizlerinde kucağına alıp birlikte fısır fısır bir uyumaları vardı... Tarifi imkansız bir mutluluk onları böyle izlemek.
Benim uslu oğlum annenannesine çok düşkün valla.
Ben onun dilinden anlayamadığım zaman hemen devreye anneannesi girer ve sakinleştirir Emir Dirar beyi :) Bu minik adam kokusuyla, boncuk bakışlarıyla anneannesini de kendisine alıştırdı 40 günde :)
Bizi İstanbul'a uğurlarken çok üzülen, ağlayan anneannemize inşallah yakında tekrar kavuşacağız. O zamana kadar kilo almamız, üşütülmememiz, zinhar hasta edilmememiz sıkı sıkı tembih edildi. Sen dualarını üzerimizden eksik etme anneannesi. Allah'ın izniyle sana kocaman abi olarak sapa sağlam kavuşacağız inşallah.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Yarı 40=20 ve Tığtap Tası

Tığtap tası nedir?
Ben de hayatıma ilk kez duydum bu kelimeyi. İşte buymuş:


 İçinde 20 tane anahtar bulunan bu tasın etrafında dualar da yazılı. Bebek 40 günlük olduğunda yıkanırken kullanılırmış. 20 anahtar suyu 20 parçaya bölermiş. Böylelikle 20 kez su dökmüş gibi olunurmuş. Bu tasla 2 kere su dökülünce toplamda 40 kez su dökmüş yerine geçermiş. Yani bebek 40lanmış olurmuş. Merhum amcamın eşi olan yengemde varmış bu tastan, getirdi bize. 40ı çıkmadı daha oğlumuzun ama 20 günlükken de yapılabilirmiş bu seremoni. 20 gün+ 20 gece = 40 diye sayılırmış. O yüzden bizde 20 günlük olunca bu geleneği yerine getirdik. Tamam çok gelenekselci biri değilim ama tas çok hoşuma gitti napıyım:)))



Emir Dirar için banyo yapmak keyifli bir durum -şimdilik-. Genel olarak sakin karşılıyo bıcı bıcı yapmayı. Ama o kadar kaygan bişey ki; 2 kişi ancak hakkından gelebiliyoruz bu ufaklığın. Birde sonlara doğru çene titretmesi var ki... :(((


İşte meşhur "Tığtap" tası... Tabi kafasına su dökerken pek hoşlanmıyo Emir Dirar'ımız :)


 Her banyo yapışımız seyircili oluyor :) Etrafta bir sürü kız var :) Meryem, Elif, Eda... Ha unutmadan kapının dışında merakla bekleyen Abdullah da var. Kıyafetler tek tek ısıtılıp giydiriliyo minik beyefendiye. Ama dedim ya her seferinde o ufacık çenemiz tir tir titriyo :)


Karşınızda mis kokulu, bal tadında, 20 günlük olupta 40mış gibi davranan, görüldüğü üzere acayip ciddi minik bir beyefendi...


Nice 40 yılların olsun inşallah canım evladım...

3 Mayıs 2012 Perşembe

Veeeee İşte Geldiii...

15.04.2012
Hayatımızın en önemli tarihidir artık.
Çünkü bu mucizenin hayatımıza eklendiği tarihtir. Uzuuun zamandır  beklediğimiz yolcumuz, evimizi yuvaya dönüştürecek olan varlık, biricik evladımız, minik bebeğimiz Emir Dirar Can dünyaya  merhaba dedi...

Bilindiği üzere Emir Dirar'ı en az 1 hafta sonra bekliyorduk. 14 Nisan'da enteresan bir uçak yolculuğu sonucu Konya'ya geldik ve hemen ertesi gün yani 15 Nisan Pazar sabahı Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi'nde kontrole gittik. Öyle rahat öyle laylaylom gittik ki yanımızda sadece kol çantalarımız vardı. :) Prof. Dr. Ali Acar tarafından ultrasona alındığımda beklediğimiz sözler "... ayın 20sinde alırız.." gibi bir şeydi. Hoca, hiç beklemediğimiz bir söz söyleyiverdi: " hemen almak zorundayız, amnion sıvısı tamamen bitmiş!!!"
!!!!!!!!
Yaşadığımız şoku anlatacak kelime bulamam. Emir Dirar'ın babası elindeki cep telefonuyla ultrasonu görüntülüyordu bu cümleyi duyduğunda. Anneannemiz, Ayşe teyzemiz, babamız ve ben birbirimize boş boş baktık bir süre. Herkesin kafasında başka başka şeyler vardı. Ben hazırlıksız yakalanma konusunda bu kadar rekor kırdığıma inanamadım :) Gerçi Elif teyzemiz hep derdi "senden normal bir doğum beklemiyorum" diye. Ama bu kadar apar topar bir doğum tarihte görülmemiştir herhalde:)))



Acil sezeryanla dünyaya gelen yavrumuz 2660gr. ağırlığında. Sağlık durumu hamdolsun iyi. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki son anda farkedilen bu duruma rağmen onu sapasağlam kucağımıza alabildik. Oğlumuzu bize bağışlayan Rabbimize hamd olsun.



Bu ufaklığın kokusunu keşke tarif edebilsem size... Dediklerine göre cennet kokusundanmış. Bence kesinlikle doğru, öyle doyumsuz öyle mis bir koku ki sürekli boynuna sokulup koklamak geliyor içimden. Bütün gün onu  izleyebilirim, ağzının hareketlerini, gözlerini, ellerini, minicik burnunu...
Mucize diye aranmaya  hiç gerek yok; en büyük mucize bu işte. Günlerdir yüzüne bakıp inanmaya çalışıyorum "Allah'ım bu nimeti bize gerçekten bağışladın mı?" Hamd etmek yetmiyor, şükretmek yetmiyor.
Emir'im Dirar'ım...
Minicik yavrum...
Hoşgeldin dünyamıza.
Rabbim seni  bize, bizi sana bağışlasın inşallah.
Ömrün uzun olsun canım evladım.
Hayat sana  hep güzellikler sunsun, gönlündekiler elinde olsun.