içerik

4 Mayıs 2013 Cumartesi

1 yaş hatırası

İşte bizim #kirazçekirdeği ailemiz :) 
 
 

Yakışıklı minik prens. Evimizi yuva yapan varlık. Babasının aslan parçası, annesinin minik kuşu.


2 Mayıs 2013 Perşembe

İlk mektup

Sana hoşgeldin yazısı yazmak bu kadar zormuş. Ne yazsam eksik ne desem yetmezmiş. Zaten burdaki herşey yıllar sonra okuduğunda anlam kazanabilecek. Anlamak bile bu kadar zorken "anne" olmayı, anlatmak yada karşındakine hissettirmek... yine de deneyeceğim. Bu da benim anneliğim:

Kokundan mı başlamalı yoksa teninin yumuşaklığından mı? Ya gözlerin? Hayır hiçbiri değil bahsetmek istediğim. Bunları zaten kimse ama kimse yaşamadan anlamazmış. Ben bana yaşattığından bahsedeceğim.

Emir Dirar... yavrum... minik oğlum
Senin annen olmamı sağladığın için sana teşekkür ederim evladım. Sen bizim biriciğimizsin ama benim için daha başka bi duygusun. Yıllarca korktum "anne" kelimesinin ağırlığından. Anne olmak çok başka bi sorumluluk, fazlaca ağır bir yük hatta zaman zaman gereksiz bağımlılık ve biraz da abartılı bir sevgi doldurması geldi bana. 5 yıl beklemek sadece korkumu yenmek içindi. Korktum evet; seni yeteri kadar sevememekten, yeteri kadar ilgi ve bilgi verememekten, cahil-yetersiz-bencil-şefkatsiz bi anne olmaktan korktum. Bu yüzden çok bekledim, kendimi hazır hissetmeye ihtiyacım vardı. Ne büyük yalan bu da? Asla hazır olmuyormuş insan anne olmaya. Sen gelince anladım ki öyle birden bire tepeden inme anne olunuyormuş. Rabbim o anda, sen nefes almaya başladığın anda yüklemeyi yapıyor beyne.
 Herşey sesini duyduğum anda başladı.Başka bir dünyaya giriş yaptım artık. Zor mu, sonuna kadar; korkutucu mu, dehşete kapıldım; ağladım mı gizlice, çoook :..(
Herşeyden önce o minicik beden için yanıp tutuşmayı öğreniyor insan. Nefes alıp almadığını kontrol etmek için uyanmak ne demek, emmeyi bile beceremeyen şu ufacık vücut için onca ağrı çekmek ne demek, yüzünü örten örtü boğmasın diye fizik kurallarını zorlamak ne demek, hepsini ilk günlerde anladım sayende. Teşekkür ederim anneciğim.
Hayatta en büyük keyfim uzun ve deliksiz uykuları  sadece ve sadece senin uğruna feda edebilirmişim meğer. Açık havada serilip galesizce güneşi hissetmek ancak sen doğru gölgede ve ısıdayken mümkünmüş. Kar bile seninle pencereden izleyince anlam kazandı gözümde.
Her sabah senin o kocaman gülüşünle uyanmak nasıl bir huzurmuş Allahım? Bütün gece ateşin düşsün diye uyumamış olsam da bir tek gülüşünle silinirmiş bütün yorgunluklar. Senin karnın duyduğunda ben doyarmışım, sen uyuyunca dinlenirmişim. Hatta sen hasta olunca hepimiz hasta olurmuşuz.
Tedirginliğimin yerini sukunet almaya başladıkça seninle paylaştığımız anlar keyif vermeye başladı. O minicik ellerinle bana dokununca melekleri hissettim tenimde. İlk hecelerinde cennet şarkılarını duydum. Hele hareketlenmeye başladıkça sen, sanki ben özgürleştim.
Herşeyi seninle yeni baştan öğrendim. Yutmak ne büyük hareketmiş, hele bir nesneyi düşürmeden tutmak, ardından gelen emekleme... offf zor zor çok zor, veee en dev aşama "yürümek"! Aman Allahım yürümek denen şey ne beter bi eformuş.Senin her denemende ben yoruldum, her çabanda ben de gayrete geldim. Bana hayatı sil baştan öğrettiğin için teşekkür ederim oğlum.
Zor anlar yaşadığımda tek yapmam gereken yüzüne bakmak oluyor. Hiçbir şey yapmadan sadece orda öylece durman bile yetiyor güçlüklere direnmeme. Nasıl bir mucize bu anlamadım hala ama sen hep temiz bir sayfa açabilme nedenim oluyorsun. O gülüşün yok mu, içimi ısıtan, umut veren, herşeyi silen, hayata bağlayan. İnşallah ömrün boyunca yüzünde olur bu gülücük. Etrafına hep ışık saçarsın, hep güzelliklerle karşılaşırsın, vicdanın sana her zaman yol göstersin.
Sana çok büyük yükler yükleyip hayaller kurmak istemiyorum, tek dileğim dürüst ve ahlaklı bi adam olman. Şimdilik o kadar miniciksin ki bir gün kocaman bi adam olacağın günleri düşününce garip bir duygu kaplıyor içimi. Kokunu içime doldurmak istiyorum ki büyüyüp artık öpmeme bile izin vermediğinde çıkarıp tekrar hatırlayayım. Pirinç tanesi kadar dişlerinin her biri çıkarken ayrı bir hikaye yazdırdı. O yüzden hepsinin teker teker değişeceği günleri düşlüyorum şimdiden. 
Allahım sana herşeyi güzel ve tatlı yoldan göstersin minik prensim. Dualarım, kalbim, ruhum hep seninle.
"Rabbim yüzünü güldürsün yavrum"

24 Nisan 2013 Çarşamba

Emir Dirar 1 Yaşında

Tam bir yıl geçmiş, ne çabuk? Minik yavrumuz dolu dolu 1 yaşında artık. 15 Nisan hafta içine denk geldiği ve bütün davetlilerimiz çalışan insanlar olduğu için kutlamamızı 5 gün sonra yaptık. Tabi hazırlıklar çok daha önceden başlamıştı. Yazının sonunda görüntülerde olmayan ilginç (?) durumları anlatırım, ama önce güzellikler.
Genel görüntüyle başlayalım.
  
 
Mekanımız Eyüp Sultan Konağı'ydı. Küçük ama çok sevimli bir oda olan Şehzade Salonunda harika bir doğum günü organizasyonu yaptık. İlk misafirimiz Elif Vera geldiğinde minik şehzademiz uyuyordu. Öğle uykusundan sonra aramıza katıldığı için ilk karelerde doğum günü çocuğu yoktu.
 
 
Konseptimiz balonlar ve flamalardı. Tek tek elde hazırlanan bütün bu süslemeler misafirlerimizden yine büyük beğeni topladı. Geceli gündüzlü onca emeğe değdi :) 
 
 
Bu dünya şekeri masa süsünde kimlerin emeği yok ki :) Ama en büyük emek Elif teyzesinin. Çok badireler atlattı bu nesne. Sürreal durum tamamen tesadüf eseri ama garip bi hoşluk kattı. Ellerine, nefesine sağlık Elif Teyzesi.
 
 
Masayı renklendirmek için amerikan servisler tasarladım. Bardakları süslemeden olmazdı, e tabi çatal-bıçağı da ;) Tabakların üstüne minik bi bayrak serisi de koymak istedim. Böyle sempatik bi görüntü çıktı ortaya :)
 
 
Doğum günü çocuğunun mama sandalyesi ve kafasına hiçbir şey taktırmayan oğlumuzun 1-2 karelik başında tutabileceğimi bile bile hazırladığım şapkası da böyleydi :) Bunlar ve diğer tüm flama serilerini tek tek desenlerden hazırladım. Bazı desenleri kendim yaptım, diğerlerini de bazı sitelerden indirdim. E gerisi zaten kes yapıştır.
 
 
Emir Dirar bütün bu süslemeleri hazırladığım sırada eline ne geçirirse yeme eğilimindeydi ; kağıtlar, kalemler, makas(:o) Neyseki bi kaza olmadan herşeyi kontrol altına aldım -şimdilik-
 
 
Kapıdan girişte keçeden yapılmış bu balon zinciri karşıladı konuklarımızı.
 
 
Konseptimiz balonlar olunca heryer balon dolsun istedim. Günün sonunda bir kısmını Elif Vera ablamıza, kalanını da Eyüp meydanındaki çocuklara hediye ettik. Farkettim ki balon beni mutlu eden bişeymiş.
 
 
İşte bütün konuklarımız geldiii. Erken kalkmak zorunda kaldığı için Enes abimiz bu karede yok. Bizim gibi "#kirazçekirdeği" bi aile için çok çok güzel bi kutlamaydı. Manevi dedesi Burhan Abinin kucağında kikirdeyen boncuğumuza papyon ne de yakışırmış?
Deniz Teyzesi de kucağından indirmek istedemedi bizim ufaklığı. Seda Teyzemiz doğal olarak "fazla" alaka gösteremedi ;) Bir ipte iki cambaz durumları...
 
Emir Dirar'ı yanlız bırakmayan tüm sevdiklerimize bir kere daha teşekkür ederiz.
 

İşte Elif teyzemizin yaptığı nefis pastamız. Emir Dirar henüz pastanın ne olduğunu anlayamayacak kadar küçük olduğu için sade ama sevimli bir pasta arayışına girmiştik. Cupcake diyerek yola çıksak da sonunda bu puf puf, lezzetli mi lezzetli pastaya karar verdik. Süslemesi de ayrıca keyifliydi. "Colors' cookie" ye teşekkürler.
 
 
 Emir Dirar'ın önlüğü de çok şirin oldu. Babası çok zor tuttu muma dokunmaması için. Tahmin ettiğim gibi şapkasını başında sadece fotoğraf çekebilecek kadar tutabildik. Çok ama çok yakıştı minik yaramazımıza şapkası.
 
 
 Mum üflerken bize Elif Vera ablamız yardımcı oldu sağolsun. Peki Emir Dirar pastasını naptı? Adım adım geliyor:
 
 
Doğum günü eğlencesi böyle olur :D
 
 
Şimdiye kadar bişey yerken HİÇ bu kadar mutlu olmamıştı. Tamam pasta çok lezzetliydi ama ellerini, yüzünü, saçlarını, üstünü-başını hatta oturduğu sandalyeyi tamamen pastaya bulanan doğum günü çocuğu buna o kadar sevindi ki anlatamam. O pastayı mıncıklarken bizi kahkaha krizine soktu. Tam bi "1 yaş doğum günü" oldu onun için. İlk kez gönlünce batırdı ortalığı, tüm parmaklarını kullanarak bişeyler yedi ve kelimenin tam anlamıyla "mutlu"ydu.
 
 
Misafirlerimize hediye etmek için yine balon konseptinin devamı bu keçe magnetleri yaptım.
 
Gelelim işin maceralı kısmına;) İstanbul'da pek fazla çevremiz olmadığı için aslında parti organizasyonu yapmayı bile düşünmüyordum."kim gelir" sorusuna tam bi yanıt veremediğim için son 2 hafta kalana kadar "parti yok" diyordum. Fikrimi değiştiren Elif teyzesi ve Taha abisi oldu aslında. Ufak bi hesap kitap işinden sonra başladık hazırlanmaya.
Çok istemesine rağmen aramızda olamayan Harika ablasına son anda Konya'ya giden Taha abisi eklendi. Sayımız düştü, paniklemeye gerek yok.
13 Nisan olarak karar verdiğimiz partiyi Elif teyzesinin isteği ile ve zorunlu sağlık sebepleriyle 1 hafta erteledik, panik yok herşey yolunda.
Parti alışverişi için Elif teyzesiyle bir türlü denk getirip buluşamadık, sonunda yalnız gittim ve işgüzar bi esnafın eline düştüm, panik yapacak bişey yok.
Masa süsü yapmak için kullanacağı bir türlü şişiremeyen Elif teyzeye Emir Dirar'ın babasından yardım eli uzandı ve bir torba dolusu şişirilmiş minik balon ulaştırıldı, herşey yolunda no panic.
Kafası bu aralar çok dağınık olan Elif teyzesiyle sürekli yaptığımız görüşmeleri daha fazla aksilik çıkmasın diye son gün kestik. Fırtına öncesi sessizlik  ( dıp dıp... dıp dıp... dıp dıp...)
Parti sabahı bütün kara haberler arka arkaya geldi.
Pastanın kalıbı kırılmış, yedek kalıp kaybolmuş
Zar zor şişirilip yapıştırılan baloncuklar hooop sönmüşler
Bu işleri yapanların en yakın arkadaşı silikon tabancasının silikonu bitmiş
Ve öldürücü darbe: Elif teyzesinin oğlu Enes su çiçeği olmuş
:-x
PANİİİK!!!
Herşeyden vazgeçme ve iptal etme noktasındaydım ki vazgeçirildim.İyi ki iptal etmemişiz, tüm aksiliklere rağmen MUH-TE-ŞEM bir "ilk yaş doğum günü" oldu. Hasta çocuğunu babasına emanet edip bizi yalnız bırakmayarak büyük fedakarlık yapan Elif teyzesine teşekkürlerimizle... Küçük Enes'e büyük geçmiş olsun dileklerimizle. 
 
Emir Dirar için ilk yaşına özel ayrıca bi yazı yazacağım. Bu yazı için son söz olarak : " iyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın, sağlıklı mutlu huzurlu gönlünce bir ömrün olsun inşallah"

14 Nisan 2013 Pazar

İlk Adımlar

Eyüp sahili Emir Dirar'ın ilk adımlarına mekan oldu. Gerçi denemeler evde başladı ama açık havada daha da hızlandı sanki. Çok aceleci davranmasa, küçük ve sakin adımlarla başlasa çoktan yürümüştü :) Boyundan büyük kocaman adımlarla yürümeye çalışınca e tabi bol bol düşüyor minik adamımız. Bu düşmelerin etkisiyle de korkuyor kendi başına adım atmaya. 2-3 adım sonra hoop yerde :)
 
Ya babasının elinden yada annesinin elimden tutup turlamak en büyük zevkimiz. Tabii ki tek elden tutarak :) Kendisi kadar su şişesi de oyuncak oldu.
 
 
Cicilerde pek yakıştı dimi Elif teyzesi? Bir süre sonra küçük prensimiz bağımsızlığını ilan edip çekip gitti tek başına :) Zaten emekleme hızı inanılmaz, yetişmek için koşturuyoruz peşinden. Etrafta oynayan çocukların yanına son sürat emekleyerek gitti. Hayranlarımıza bir başka grup daha eklenmiş oldu :D

Çocuklar oyunlarını bırakıp hemen Emir Dirar'ın yanına geldiler. Yerdeki çimleri koparıp birbirlerinin kafasına hatta bizim ufaklığın kuağına atmaya başladılar. Ne de güzel oynuyorlar demeye kalmadan, Emir Dirar çimleri yemeye kalkmaz mı???


Yavrumuz yazık hiç kendi akranlarıyla birarada olamadığı içi nerde çocuk görse anında oraya yöneliyor. Çok mu sevimli ne, hep etrafından sevgi ve ilgi görüyor:)

 
Kuşların olduğu bölüme gelince oğlumuzu kuşlarla haşır neşir edelim dedik. Burdaki kuşlar fazla beslenmiş galiba pek yüz vermiyorlar insanlara. Yanımıza gelen bir kız elindeki yemlerden bize de verdi. Emir Dirar'a gösterdik önce napması gerektiğini: "...al bunlarıııı at kuşlaraaaa..." Elimizdeki yemleri minicik parmaklarıyla avuçladııııı.... ve hoooop ağzına ! :D :D :D
E çocuğu "kuşum" diye sevince o da kendini besledi önce:)
Güzel ve güneşli bi günden bize kalan bu komik anlar oldu. Artık havalar ısınsa da bu anıları çoğaltabilsek...