içerik

28 Haziran 2012 Perşembe

Nihayet ağlamadı lol :)


Emir Dirar'ın keyfinin yerinde olduğu bir an :) Pek sık olmuyo, o yüzden zor yakaladım.

23 Haziran 2012 Cumartesi

İlk Addaaaamız :)

Emir Dirar'ın ilk addaaaası :))
Doktor kontrolü, ev gezmesi dışında ciddi ciddi ilk kez dışarı çıktı boncuk oğlumuz. Herkes bizi çok korkutmuş galiba :) ilk gezmesine ancak 2,5 aylık olunca gidebildi miniciğim :D

Başta biz de çekindik, üşür mü, terler mi, ağlar mı, uyur mu....? Düşüne taşına çıktık evden. Meşhur yokuşumuzdan aşağı elimizde pusetle zar zor indik. Arabamız Konya'da kaldığı için şimdilik bu pusetle taşıyoruz Emir Dirar'ı. Zaman zaman huysuzlansa da genel olarak sakin geçti gezmiz. Tam yemek geldiğinde küçük prensimiz de acıkmaz mı??? "Anneye gezme nasıl zehir edilir" konulu ilk dersten başarıyla geçtik :) Tek elle yemek yerken aynı anda Emir Dirar'ın da karnını doyurdum :) Neyseki uyuya kaldı bebeğimiz, biz de rahatladık biraz.


Nice huzurlu ve bol gülücüklü addaaaaaalara :))))))

12 Haziran 2012 Salı

Uyusun da büyüsün


Bu görüntüye ne denir ki? Dünyanın en rahat yatağı: baba göbeği :)))

6 Haziran 2012 Çarşamba

4 Haziran 2012 Pazartesi

Teşekkür yazısı-mı?

Eminim bu fotoğrafı çoktan unutmuşsundur. Ama benim en sevdiğim karelerden birisi. Hatta o kadar ki çerçeveye koyup da tuvalet masama yerleştirdiğim TEK fotoğraf.

Bazı abla kardeşler vardır; hep çok iyi anlaşırlar, birbirlerine toz kondurmazlar, arkalarını kollarlar, sevgilerini gözlerinden yansıtırlar. Sarılırlar mesela, sanki daha dün görüşmemişler gibi hasretle. Öperler birbirlerini koklayarak buram buram. Küçük kardeş ablasını anne gibi görür, koruyan, kollayan, şefkatli. Abla ise kardeşini bağrına basar, esirger, kayırır...
Biz seninle HİÇ böyle olamadık. Abla ne demek çok anlayamadım ben yıllarca. Feyzan ablam hep uzaktaydı, sense hep "Ayşe"ydin bana. Yıllarca sana abla dedirtememişlerdi :) Ayşe başka bişeydi benim için, abla bambaşka bişey.
Seninle ettiğimiz  o kavgalar yok mu??? Ev yerinde oynar, kıyamet kopardı. Seninle oyun oynama şeklimiz buydu galiba :) Ve ben bunun hep böyle devam edeceğini sanırdım. O zamanlar sorsalar seni sevip sevmediğimi, suratımı şekilden şekile sokar bağırarak "neeee.....bööö..." falan derdim galiba :)))
Ama Tıp Fakültesinden mezun olduğun gün, o törende seni sahnede gördüğümde, ilk kez ağlamıştım senin için. Ne çok severmişim meğer seni, o gün orada anladım. Tabii kimselere belli etmeden sildim gözyaşlarımı ve sen sahneden indiğinde yine sevmedim seni :)
Sonra bir gün sen gittin...
Bir şiirde şöyle bir dize vardı :" ...aklmdan hiç çıkmaz ablamın gittiği günki karanlıklar..."
Ne anlama geldiğini o gece anladım diğer pek çok şey gibi... Artık seninle kavga edemeyecektim, saçını çekemeyecektim...
Hani benim okuluma geldiğin günü hatırlar mısın? Ben hiç unutmadım. İlk kez sarıldım sana sıkı sıkı, ilk kez koklayarak öptüm seni ve ilk kez ablamdın o anda...
Evet sen "Ayşe Ablam" olmuştun artık.
Aradan ne çok zaman geçti değil mi? Ne çok şey yaşadık. Ama sen benim "Ablam"sın hep.
Hayırsızlık yapıp aramasam da, çok uzaklarda olup ahkam kesermiş gibi yapsam da, benim ablamsın sen.
Sana teşekkür etmem gerekiyordu bu yazıda aslında. Ama bambaşka bişey oldu bu yazı.
Yavrumu kucağıma aldığım o gün sadece ve sadece SENin sayende sorun yaşamadım. Sayende en konforlu, en ilgi dolu doğumu gerçekleştirdim.
Bunun için sadece teşekkür edemem.
Sana olan minnetimi anlatacak başka bir ifade de bulamıyorum, affet... 
Sadece dua edebilirim sana: "Rabbim kalbindeki HERŞEYİ eline versin inşallah, önündeki zorlu sınav sürecinde el -Basit sıfatıyla aklını ve gönlünü açsın genişletsin inşallah, evlatlarını sana seni evlatlarına bağışlasın hepinize hayırlı uzun ve huzurlu bir ömür nasip etsin inşallah."
En kısa zamanda tüm aşamaları başarıyla atlatıp bir kez daha göğsümüzü kabartman dileğiyle...
Canım ablam... Ayşe Ablam ... Benim Ablam...
Sağol, varol inşallah 

2 Haziran 2012 Cumartesi

Konya'dan devam...

Emir Dirar'ı nadir de olsa dışarı çıkartmıştık Konya'dayken. İşte bu "addaaa"lardan birinde onu taşıma şeklimiz :) Büyüdüğünde bu fotoğrafa bakıp "anneee... ne kadar küçükmüşüm!" desin diye bu anı görüntüledik.


Bilindiği üzere oğlumuz pek bir ciddi :)
Kaşlar hep çatık, nadiren gülümsüyor ve bakışlarımız her zaman acayip sert  >:I
Ama bu görüntü tam bir Superman pozu :) Birazdan uçuşa geçecek sanki. O bilekler yenmez de napılır...


Bu fotoğraf için yorum yapamıyorum artık. Mercimek ve nohut taneleri serpiştirilmiş sanki. Benim ellerimin de normalden küçük olduğunu bilenler boyut konusunu daha iyi anlayabilir sanırım :)Allah'ım bu ayaklar beni öldürecek...


En sevdiğimi en sona bıraktım. Alın size bilgisayara, cep telefonlarına duvar kağıdı olacak bir kare. Zaten Emir Dirar doğduğundan beri hepimizin cep telefonları ve bilgisayarları onunla kaplandı, hafıza kartları şimdiden doldu :)

Lütfen dualarınızı eksik etmeyin yavrumuzdan.